Dijital Pazarlamada Hikâye Anlatma (Storytelling) Yöntemi

Son zamanlarda, özellikle dijital pazarlama dünyasında adı sıkça geçen terimlerden birisi de “Hikâye Anlatma” tekniği. İngilizce ‘storytelling’ denen bu teknik, geleneksel reklam ve sunum tarzının git gide verimsizleşmesinden kaynaklanan yeni bir arayışın sonucunda giderek yaygınlaştı.

Günümüzde öylesine baskıcı bir reklam yoğunluğu var ki, belki de izlediğiniz şeyi o anda unutmanız, sağlıklı bir yaşam sürebilmek için en iyisi. Geçen gün otobüste giderken, ellerinde akıllı telefonlarıyla yolculuk yapan insanları izledim. Ellerinin bir hareketiyle bir reklamdan öbürüne, bir haberden diğerine geçiyorlardı. İnsanların beş, on saniye arayla telefonlarına uzanan parmakları, ekrandaki nesneyi geçmişe savuran o bilindik hareketi yapıyordu. Ancak yerine gelen nesne de çok kalıcı değil, onun sonu da bir öncekinden farklı olmayacak. Bu son derece hızlı tüketim faaliyeti sırasında, mimiklerde belli belirsiz değişimler de görebiliyorsunuz: Evet şimdi komik bir şey izledi, şimdi biraz hüzünlendi sanki, kötü bir haber okuyor olmalı.

İster çok güzel bir görsel olsun, ister çarpıcı bir slogan, dijital pazarlama içindeki geleneksel anlayışa uygun reklamların neredeyse tamamının kaderi büyük olasılıkla unutulmak. Ayrıca giderek artan rekabet ortamında dikkat çekmek için yaptığınız, ekran kaplayıcı, okumayı zorlaştırıcı küçük hileler de size bir şey kazandırmadığı gibi, bilinçaltında reklam veya bu tür yazılardan kaçma planları yapılmasına da gayet muhtemel. Belki de hikâye anlatıcılığı ya da storytelling denen tekniğin öne çıkmasının nedeni de bu.

Bugüne kadar ben de hepiniz gibi pek çok kişiyle tanıştım, çok sayıda reklam, sunum izledim. Peki bunlardan hangisi aklımda kaldı dersiniz? Çalıştığım büyük bir lojistik firmanın bir toplantısında, yıllar önce kurdukları tek bir şubeden başlayarak gelişimlerini anlatan bir kısa film geldi şimdi aklıma. Steve Jobs’un Stanford üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı o ünlü konuşma da hep aklımda. Kartal’da bir firmayı ziyaret etmiştim. Babasından kalan firmanın kuşaktan kuşağa geçen öyküsünü anlatan bir yönetici. Belki yirmi yıldan fazla olmuş ama o gün oturduğu koltuktan, giyimine kadar her şey aklımda.

Evet sözü nereye getirmek istediğimi anladınız. Hepsi de bir hikâye anlattığı için aklımda kalmış. Aslında aklımda kalan, görseller, sloganlar, yüzler değil. Sadece hikâyeler. Nedenini bilmiyorum, belki masallarla büyüdüğümüz için belki de bize daha büyüleyici geldiği için hikâyeler akılda kalıyor. Önce hikâyeyi hatırlayıp, sonra onu anlatan kişiyi hatırlıyoruz çoğu zaman. Artık reklamların daha verimli olması, şirket içindeki iletişimi artırmak, yönetim stratejilerinizi benimsetmek, birbirine güvenen bir ekip ve sadık müşteriler yaratmak için madde madde sayılan hedefler, kurallar veya faydalar işe yaramıyor. Toplantının sonunda bir arkadaş selamıyla, ya da sunumun sonunda bir parmak hareketiyle çöplüğe gidiyor hepsi. Oysa sizi gülümseten, şaşırtan, hüzünlendiren hikâyeleri isteseniz de unutamıyorsunuz.

hikaye

İşte bunun için, artık pek çok işletme, dijital pazarlama alanında, arama motorunda ilk sıraya çıkmak, çeşitli mecralarda reklamlar vermek, durmadan birbirine benzer gönderimler yapmak yerine, hikâye anlatmayı tercih ediyor. Hikâye anlatırken aslında şirketinin hedeflerini, çalışanların birbirine bağlılığını, müşterilerin kendilerine güvenini ya da yeni bir ürünü anlatıyor. Karar sizin: Ya binlerce benzeri olan bir yöntemi kullanıp, kendinize orta sıralardan bir yer edineceksiniz ya da ilginç hikâyeler bulup öne çıkacaksınız.

Biraz daha somutlaştırmak istersek, örneğin sağlık sektöründesiniz ve beslenme için yardımcı bir ürün tanıtıyorsunuz. İçinde “ona iyi gelir”, “buna iyi gelir” diyerek onlarca kez markayı tekrarlayan bir reklam yerine, o ürünü kullanan bir kişinin hikâyesini anlatmak, iyi bir ‘storytelling’ örneği. İster yazıyla, ister videoyla, isterseniz bir şarkıyla anlatabilirsiniz bu hikâyeyi. Artık arkadaşlarınıza önerdiğiniz şey veya sosyal medya hesaplarınızdan gönderdiğiniz mesaj bir ürün reklamı değil, bir hikâye olacak.

Ya da hizmet verdiğiniz bölgede benzeri olmayan bir temizleme makinesi getirdiğinizi varsayalım. “Örneği yok” “benzersiz”, “Türkiye’de tek” diye bağırmak yerine bu mesajı içinde taşıyan ilginç bir hikâye anlatacaksınız. Hikâyeler, –en azından şimdilik- geleneksel reklamlara göre daha inandırıcı ve daha ilgi çekici. Sizin işiniz şaşırtıcı, komik, hüzünlü, dikkat çeken, vizyonunuza uygun hikâyeler yazmak olacak. Ya da bu işi üstlenen hizmet sağlayıcınızdan, sizin için en güzel hikâyeleri yazmalarını isteyeceksiniz.

Bunu tek atımlık tabanca gibi değil uzun süreli bir yolculuk gibi düşünün: Belirli bir zaman sonra, kimliğiniz, vizyonunuz, dışarıdan görünen yüzünüz, insanlar arasında anlatılan veya sosyal medyada dolaşan hikâyeleriniz olacak.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*